Buluşma takvimi neden beşin katlarında duruyor
Mezun buluşmalarının takvimi hemen her kurumda aynı ritmi izler: 10. yıl, 25. yıl, 50. yıl. Ritim o kadar yerleşiktir ki nereden geldiği pek sorulmaz. Oysa beşin katlarından kurulu bir takvim doğal bir düzen değil, kimin ne zaman çağrılacağını belirleyen bir tasarım kararıdır; bazı kohortları merkeze, bazılarını kenara koyar.
Takvim gerçekte neye benziyor
Harvard Business School'un 2027-2030 dönemi için ilan ettiği buluşma takvimi yapıyı çıplak biçimde gösteriyor. Her yıl mezuniyetin birinci yılı için ayrı bir buluşma var; ardından 5., 10., 15., 20. ve 25. yılını dolduran sınıflar bir hafta sonunda, 30. yıldan 70. yıla kadar olan sınıflar ise bir sonraki hafta sonunda toplanıyor [1]. Takvim yalnızca beşin katlarını seçmiyor; seçtiklerini de yaşa göre iki ayrı hafta sonuna bölüyor.
Türkiye örneklerinde basamak daha geniş. ODTÜ Mezunlar Ofisi'nin 12 Temmuz 2025 tarihli Mezunlar Günü duyurusu, başta mezuniyetinin 10., 20., 30., 40., 50., 55., 60. ve 65. yılını kutlayanlar olmak üzere tüm mezunları çağırıyor [2]. Basamak 50. yıla kadar on yıl, ondan sonra beş yıl. Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Ofisi'nin etkinlik sayfasında da yıl dönümü buluşmaları iki başlıkta toplanmış: 40. Yıl ve 50. Yıl Mezunları Buluşması [3]. Bu listelerden çıkan sade bir sonuç var — çıkarım bana ait, kaynaklarda böyle bir cümle yok: ODTÜ duyurusunda mezuniyetinin ilk dokuz yılındaki hiçbir kohort adıyla anılmıyor; Boğaziçi'nin yıl dönümü başlıklarında ise 40. yıldan önce gelen bir kademe görünmüyor.
Izgaranın dayandığı varsayım
Beş yıllık ızgaranın arkasında sessiz bir varsayım durur: bağlılık yaşla birlikte artar, dolayısıyla program da yaşa göre yoğunlaşmalıdır. Bağış verisi ilk bakışta bunu doğrular görünür. Princeton'ın 2022-2023 yıllık bağış sonuçlarını derleyen üniversite gazetesi The Daily Princetonian, toplamın 73,7 milyon dolar olduğunu; büyük buluşma sınıflarının yıllık dolar toplamının yaklaşık yüzde 40'ını oluşturduğunu; 25. yılındaki 1998 sınıfının 9,2 milyon doları aşarak başı çektiğini; katılım oranında 1963 sınıfının yüzde 75,5 ile en yüksekte, 2010 sonrası sınıfların ise yüzde 50'nin altında kaldığını aktarıyor [4].
Bu tablo takvimin gerekçesi olarak okunabilir. Ama aynı tablo takvimin sonucu da olabilir: sınıfa özel gönüllü komite kurulan, hedef verilen, aylar öncesinden hatırlatma dizisiyle hazırlanan bir kohortun daha çok vermesi şaşırtıcı değildir. Varsayımı sınamak için, aynı ilgiyi gördüğü hâlde beşin katında olmayan bir kohort gerekir. Program tasarımı gereği böyle bir kohort çoğu kurumda yoktur; bu yüzden veriler varsayımı doğrulamaktan çok onunla uyumlu kalır.
Takvimde yeri olmayanlar
Izgaranın dışında iki grup kalıyor. Birincisi mezuniyetinin ilk yıllarındaki kohortlar. İşletme yüksek lisansı örneğinde birinci yıl ayrıca anılırken 2., 3. ve 4. yıllar boşta kalıyor [1]; ODTÜ'nün yıl dönümü listesinde ise ilk kademe onuncu yıl [2]. İkincisi ara kohortlar: 13., 17. ya da 22. yılındaki mezunun takvimde kendi adına bir satırı yoktur; genel davete dâhildir, ama kendisi için kurulmuş bir program yoktur.
Bu iki grubun ilgisiz olduğu varsayımı, mezun anketleriyle kolay bağdaşmıyor. Ruffalo Noel Levitz'in 21 kurumdan 50 binden fazla mezunun katıldığı 2025 tarihli ulusal mezun anketinde, öğrencilik deneyiminden çok memnun olanların oranı Sessiz Kuşak'ta yüzde 72 iken Y kuşağında yüzde 53'e, Z kuşağında yüzde 42'ye iniyor; Z kuşağı mezunlarının yalnızca yüzde 19'u mezun deneyiminden çok memnun olduğunu söylüyor [5]. Aynı ankette Z kuşağının yüzde 62'si ağ kurma ve mesleki gelişim fırsatlarının, yüzde 54'ü öğrenci ya da yeni mezun mentorluğunun kendilerini kuruma daha çok bağlayacağını belirtiyor; tüm mezunlarda bu oranlar sırasıyla yüzde 36 ve yüzde 34 [5]. Yani takvimde en az yeri olan kohort, katılım isteğini en yüksek ifade eden kohortla büyük ölçüde örtüşüyor.
Karşılaştırılabilir hâle getirmek için ne gerekir
Buluşma duyuruları genellikle tek bir sayı yayımlar: kaç kişi geldi. Bu sayının paydası yazılmadıkça kohortlar arasında karşılaştırma yapılamaz. Bir mezun programının kendi takvimini denetleyebilmesi için en az şu üç satır gerekir:
- Kohort başına davetli ve katılan sayısı. Aynı salondaki 300 kişi 1.200 kişilik bir sınıfta başka, 4.000 kişilikte başka anlama gelir.
- Yıl dönümü olmayan kohortlar için ayrı satır. Bunlar toplam içinde eritildiğinde ızgaranın dışında kalanın büyüklüğü görünmez.
- Gelmedi ile çağrılmadı ayrımı. Bir kohort için özel program kurulmamışsa düşük katılım ilgisizliğin değil, davetin ölçüsüdür.
Buna bütçenin kohortlara dağılımı eklendiğinde, takvimin bir gelenek mi yoksa bir kaynak dağıtımı kararı mı olduğu görünür hâle gelir.
Kaynakça
- Harvard Business School Alumni — Future Reunion Dates (2027-2030 buluşma takvimi) erişim: 5 Eylül 2026
- ODTÜ Mezunlar Ofisi — 2025 ODTÜ Mezunlar Günü duyurusu erişim: 5 Eylül 2026
- Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Ofisi — Etkinlikler sayfası erişim: 5 Eylül 2026
- The Daily Princetonian — Princeton yıllık bağış verilerinin sınıf yıllarına göre dağılımı (Eylül 2023) erişim: 5 Eylül 2026
- Ruffalo Noel Levitz — 2025 National Alumni Survey (ERIC, ED675441) erişim: 5 Eylül 2026
Kaynaklar hakkında not
Bu yazının dayandığı kaynakların üç türü var. Birincisi kurumların kendi duyuruları: HBS'in 2027-2030 buluşma tablosu ile ODTÜ ve Boğaziçi'nin mezun etkinlik sayfaları [1][2][3]. Bunlar takvimin ne olduğunu kanıtlar; neden böyle kurulduğunu ya da katılımın ne ölçüde gerçekleştiğini kanıtlamaz. Boğaziçi sayfasında görüntülenen kısım yalnızca etkinlik başlıklarını veriyor; tarih ve katılım sayısı yok.
İkincisi bağış verisi: The Daily Princetonian'ın derlediği rakamlar üniversitenin bağış ofisi raporlarına dayanıyor ve tek bir kurumun tek bir malî yılına ait [4]. Buluşma sınıflarının ağırlığını gösterir; bu ağırlığın yaştan mı yoksa o sınıflara ayrılan ek emekten mi geldiğini ayırt etmez. Üçüncüsü anket verisi: Ruffalo Noel Levitz'in çalışması 21 kurumun mezunlarından gönüllü katılımla toplanmış, ağırlıklı olarak ABD odaklıdır; kendi beyanına dayanır ve Türkiye için temsil iddiası taşımaz [5]. Hiçbir kaynak buluşma takviminin değiştirilmesi gerektiğini söylemiyor; bu yazı da söylemiyor. Söylediği tek şey, takvimin bir varsayım taşıdığı ve bu varsayımın yayımlanan sayılarla sınanamadığıdır.